Loading...

UYANMA PROJESİ

Farkında olmadan bizler kime, kimlere, hangi sisteme hizmet ediyoruz? kimin tarafıyız? Bu dünyada olmuş, olan ve olacak savaşlar sadece hak ve batıl savaşıdır.
Bu siteyi hazırlamama sebep, h.z İbrahimin ateşini söndürmeye giden karınca misali tarafımızı belli etmektir.

Ü,Keskin

2 Şubat 2011 Çarşamba

Zülkarneyn kimdir ? Yecüc ve Mecüc ve Çin Seddi ilişkisi


“Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık. İşte böylece onunla ilgili her şeyden haberdardık. Sonra yine bir yol tuttu. Nihayet iki dağ arasına ulaştığında, onların önünde, hemen hemen hiç söz anlamayan bir millet buldu. “Ey Zülkarneyn!” dediler, “Ye’cüc ve Me’cüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi vermeyi teklif ediyoruz, ne dersin?” O da şöyle cevap verdi: “Rabbimin bana verdiği imkânlar, sizin vereceğinizden daha hayırlıdır. Siz bana beden gücüyle yardımcı olun da sizinle onlar arasında sağlam bir sed yapayım. Demir kütleleri getirin bana!” Zülkarneyn iki dağın arasını demir kütleleriyle doldurtup dağlarla aynı seviyeye getirince: “Körükleyin!” dedi. Tam onu bir ateş haline getirince, “Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim.” dedi. Artık o Ye’cüc ve Me’cüc’ün, ne seddi aşmaya, ne de onda delik açmaya güçleri yetmedi. Zülkarneyn: “Bu, Rabbimden bir rahmettir, bir lütuftur, dedi. Rabbimin tayin ettiği vakit gelince, bunu yerle bir eder. Rabbimin vâdi mutlaka gerçekleşir”(Kehf, 18/90-98).
Bu konu eskiden beri alimler arasında tartışmalı olan Kur’an’ın “mübhematı” denilen belirsiz yerlerden biridir. Bizim anlattıklarımız, alimlerin görüşlerini yansıtmaktan ibarettir.
Kur’an’da coğrafik konumuyla birlikte tasvir edilen zulkarneyn seddi genellikle tefsirciler tarafından –bu tasvire uygun olarak- uzak doğu bölgelerinde olduğuna hükmedilmiştir.
Kadı Beyzavî’nin içinde bulunduğu bazı alimler bunun Azerbeycan ile Ermenistan tarafında, Türkistan topraklarının bittiği yerde olduğunu söylemişlerdir.
Zemahşerî ve Ebu’s-Suud’un da içinde bulunduğu diğer bir kısım alimlere göre, Kur’an’da ifade edilen iki dağdan maksat Türk toprağının bittiği yerdir. Eğer bundan maksat maveraunnehir denilen küçük Türkistan ise, bu görüş Çin seddi yerine işaret etmektedir(bk. Elmalılı, ilgili ayetin tefsiri).
Bediüzzaman said Nursi’ de bu görüşü benimsemiştir.
Bugün bu meşhur Çin Seddi bu vasıfları taşımaktadır. Görenlerin anlattıkları da bu merkezdedir.
İlgili ayetlerde -mealen- yer alan “Nihayet güneşin doğduğu yere varınca” ifadesinden güneşin orada bulunmadığını değil, bulunduğunu anlamak gerekir. “Onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık” ifadesinden ise, Zulkarneyn’in en son fethettiği yerin, medenî yaşayıştan uzak, ilkel(çıplak, evsiz, barksız) yaşayan bir uzak doğu topluluğunu anlamak gerekir.
Bununla beraber, yukarıdaki açıklamayı iki yorum halinde verebiliriz:
Birincisi: Zulkarneyn, Japonya, Kore, Çin bölgesine varmıştır. Orası, dağ veya ağaç gibi -güneşten biraz olsun koruyan- bir örtünün olmadığı bir yer idi.
İkincisi: Orası, çıplak, evsiz, barksız olarak yaşayan ilkel bir topluluk vardı(bk. Şevkânî, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri).
Ayrıca, Zulkarneyn’in yaptığı sed –Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi- Çin seddidir. Buna göre, “onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık” ifadesinden, onların güneşin üzerine ilk doğduğu bir bölgenin insanları olduğunu anlamak da mümkündür. Bu ifadeyle, en uzak doğu sayılan Çin bölgesine işaret etmekle, yapılan seddin de Çin Seddi olduğuna bir ima yapılmıştır.
Veli mi, peygamber mi olduğu hususunda kesin bir şey söylenemeyen Hz. Zülkarneyn hakkında Bediüzzaman Hazretleri “Yemen Padişahlarından birisidir ki, Hazret-i İbrahim’in zamanında bulunmuş ve Hazret-i Hızır’dan ders almış” derken onun velî olduğuna işaret etmekte, bir başka ifadesinde de “Zülkarneyn olan İskender-i Kebirin (Büyük İskender’in) nübüvvetkfirâne (peygambere yaraşır bir şekilde) irşadatıyla” (Lem’alar, s. 100-101) derken peygamberliğine işaret ettiği anlaşılmaktadır. Pek çok tefsirlerde de peygamber olduğu görüşü ağırlıktadır.
Çin Şeddini de Hz. Zülkarneyn yapmıştır. Kur’ân’ın ifadesiyle Ye’cüc ve Me’cüc olarak isimlendirilen Mançur, Moğol ve Kırgız kabileleri, Hindistan ve Çin bölgesinde yaşayan mazlum ve masum insanlara pek çok defalar saldırıp vahşî bir şekilde öldürüyorlardı. Bu bozguncu ve çapulcu millet, Himalaya dağlarının arka taraflarında yaşamaktaydı. Girdikleri yerde âdeta taş üzerinde taş, omuz üzerinde baş bırakmıyorlardı.
İşte bu zalim ve gaddar milletlerin zulüm ve tecavüzlerinden, çevrede yaşayan kavimleri kurtarmak için Hz. Zülkarneyn Çin Şeddini yapmıştır. Böylece zalimlerin önüne duvardan bir perde ve zulümlerine karşı da taştan bir bina dikilmiş oldu. Ansiklopedilerde geçen bilgilere göre, daha sonraları Çin hükümdarları bu şeddi genişletip, uzatmışlar, zamanla da bakımını yaparak bu güne kadar gelmesine vesile olmuşlardır.
“Acâib-i seb’a-i âlemden”, yani dünyanın yedi harikasından sayılan Hz. Zülkarneyn’in yapmış olduğu sedlerden birisi olan “Çin Şeddi” binlerce sene yaşadığı halde meydanda duruyor.” İnsanın eliyle zemin (yeryüzü) sahi-fesine yayılan, mücessem, mütehaccir (taşlaşmış), manidar; tarih-i kadimden (geçmiş tarihten) uzun bir satır olarak okunuyor.” (Şualar, s. 58-61)
Bu seddin harap olmasıyla kıyametin de kopmasını Kur’ân’ın nasıl işaret ettiğini iki nükte şeklinde izah eden Bediüzzaman şöyle demektedir:
“Bu sed nasıl harap olacak, öyle de, bu sed dahi dağ gibi metindir. Ancak dünyanın harap olmasıyla hâk ile yeksan (yerle bir) olabilir. İnkılâbat-ı zaman tahribat yapsa da çoğu sağlam kalır.”
Meşhur olan Çin Şeddinden başka daha birçok sedler de yapılmıştır. Bunlardan İskender-i Rûmî gibi cihangir ve kuvvetli hükümdarlar maddî olarak, bazı peygamber ve veliler de manevî bakımdan “o Zülkarneyn arkasından gidip, iktida edip, mazlumları zalimlerden kurtaracak çarelerin mühimlerinden olan dağlar ortalarındaki sedleri, sonra dağlar başlarında kaleleri kurmuşlar. Ya bizzat maddî kuvvetleriyle veyahut irşad ve tedbirleriyle tesis etmişler.” Yine Roma krallarından birisi İngiltere’de, İran Nüşirevanlarmdan diğer birisi de Kafkas dağlarında Derbent taraflarında, çapulcu ve bozguncu Tatar milletinin hücumunu durdurmak için Hz. Zülkarneyn gibi sedler inşa etmişler.
Bu hususta daha geniş bilgi için isimlerini verdiğimiz eserlere de müracaat edilebilir.
Kaynak : sorularlaislamiyet.com

3 yorum:

  1. Size aşağıda sunduğum adrestenki araştırma makalesini okuduğunuz zaman Zülkarneyn Seddi'nin ne olduğunu anlayacak ve Kur'an-Kermi tekrar okuma ve anlama ihtiyacı hissedecek ve asırlardır Zülkarneyn Kıssasıyla ilgili anlatılan mesnetsiz bilgilerden de kurtulmuş olacaksınız. Bahsettiğim çalışmanın yayınlandığı sitenin adresi http://zulkarneynseddi.blogcu.com/ dur
    Selamlar

    YanıtlaSil
  2. Selamun aleykum!Hocalarımızın bu konuya dair fikir ve görüşlerini takip ettim. Bana pek de makul ve mantıklı gelmedi.Yine de sevgi ve saygılarımı iletirim onlara.İlahiyat ve astronomi hocalarımız bir konuda çok fecî şekilde aldatılmıştır.Deccalî bilim ve eğitim sisteminin tuzağına düşmüşlerdir.Çünki insanlık yüzyıllardır yerküre üzerinde yaşam sürdüğüne inandırılmıştır.Şimdiye kadar yerküre üzerinde yaşadığımız varsayılmış bütün ilmî veriler bu bilgi üzerine bina edilmiştir.Hoca ve alimlerimiz bundan yola çıkarak metinleri ona göre tefsir ve tevil etmiştir.Bu nazariye ye göre ayet ve hadisler yorumlanmıştır.Ancak bütün göstergeler yerküre içinde yaşadığımıza işaret etmektedir. İnanılmaz ve absürd gelsede, çıplak gerçekler bu minvaldedir.Kuranî ayetler de ”fil ard” ve ”fid dünya” kavramlarıyla bu iddiayı güçlendirmektedir.Ayerlerde ”alel ard” veya ”aled dünya” diye geçmiyor.Yani yerküre içi veya dünya içi bir olaydan bahsediyor.Yerküre dolgun değil de top misali boş/oyuk düşünülecek olursa, bizler o topun iç kısmının kabuğunda yer almaktayız.Birçok roman ve eski kaynak, örneğin Jules Verne gibi, yerküre içine tertip edilen bir seyahattan bahseder.Ancak onların yanıldığı nokta şurasıdır ki, onlar yerküre üzerinde yaşadığımızı varsaymış ve dolaysıyla yerküre içine seyahat edildiğini zannetmişlerdir.Gerçekte ise yerküre üzerine bir seyahat tertiplenmiştir.Bu kanıya nasıl vardığım merak edilecek olursa bunu şöyle izah edebilirim.Bu bahsettiğim kaynaklar dev yaratıklardan bahseder.Üstelik arkeolojik kazılar sürekli dev insan iskeletleri gündeme getirmektedir.Kuranî bazı ayetler eski kavimlerin güç ve kudretlerine atıf yapmaktadır.Fizik kurallarını birazcık olsun tanıyanlar bilir ki küresel ve dönmekte olan bir cisme merkezçek ve merkezkaç kuvveleri tesir eder.Buna göre küresel cismin iç kabuğuna, dış kısmına nazaran daha yüksek gravitatif bir basınç arız olur.Yani,dış kabuğun yerçekimi iç kabuğa nazaran daha hafifdir.Yerküre içi kabuğun yerçekimi ise daha yüksektir.Bu bizi şu sonuca götürür: Yerküre üzerinde yaşayan canlılar varsa şayet, bunlar ancak dev hükmünde olabilirler.Bunun böyle olduğu az sonra tarafımdan açıklanacaktır.Bu tür konular sinema filmlerine de yansımıştır.Filmler tamamıyla hayal ürünü olsa da özlerinde bir nebzecik hakikat içeriyorlardır.Benim anladığım kadarıyla, Adem babamız önce yerküre üzerinde yaratıldı.Hafif yerçekiminden ötürü dev hükmündeydi.Yasak ağaç ise çiftleşip üremeyi temsil ediyordu.Yasak ağaçtan tatmayı öğrendiklerinde hızlıca çoğalmaya başladılar.Dev olmaları ve binlerce sene yaşamaları hasebiyle bir süre sonra üst dünya bunlara dar gelmeye başladı.Bunun üzerine yerküre içine inme olayı başladı.Belki de hubut-u Adem, yerküre üzerinden yerküre içine doğru bir iniş veya düşüştür.Bir geçit bulup yerküre üzerinden yerküre içine gelip yerleştiler.Buraya etki eden yüksek gravitatif yerçekim onların boyca ve ömürce kısalmasına neden oldu.Bu cücelme olayı fevren değil tedricen vuku bulmuştur..Arkeolojik kazılar da bunun böyle olduğunu ispat etmektedir.İnsanlık zaman içerisinde gittikçe küçülüp cücelmiştir.Eski tarihte devlerin yaşadığı kabul edilirse birçok devasa yapıtların, mısır piramidi gibi , sırları çözülecektir.Yecüc mecüc ve Zülkarneyn meselesine gelince.Aslında yecüc mecüc yerküre üzerinde yaşayan dev insanlardır.Atamızın yerküre içine geldiği geçiti kullanıp dünyamıza geliyorlardı.Dev gövderiyle ve doymak bilmeyen açlıklarıyla korku ve dehşet salıyorlardı.Ekin ve mahsulleri talan ediyor suları içerek kurutuyorlardı.İnsanlar korkularından bî-çare çözümü kaçmak ve sığınmakta buluyorlardı.Kimse çıkmaya cesaret edemiyor, devlerin gitmesi bekleniliyordu.Zülkarneyn (as) onların çıkageldikleri geçit ve gedikleri sedd’le tıkadı.Artık yerküre içine/iç dünya’ya gelemediler.Ancak tekrar gelebilmek için sürekli yerkabuğunu kazmaktadırlar.Bir yol bulup iç dünyamıza akın edeceklerdir.Ekinleri talan edecek, suları kurutacak, insanlara korku ve dehşet salacaklardır.
    Facebook: EbuHukema Es-Sufi

    YanıtlaSil
  3. bu yecüc mecüc kavminin çin seddinin arka taraflarında olduğunu cübbeli ahmet hoca da söylemişti .gerçekten doğrudur .kıyamet çok yaklaştığı zaman onlar ortaya çıkacak .tabi o sıralar hz isa dünyaya gelecek ve insanların harap olduğunu görünce bir kısım insanlar hz isa dan yardım isteyecek ve hz isa da ALLAH a dua edecek ve bu kavmi ALLAH bir anda bir virüs yardımıyla boyunlarında çıkacak ve bir takip köpek cinsten hayvanlar onları bertaraf edecek ve kavim yokolcak yeryüzünde her yer onların pis kanlarıyla dolacak kokudan rahatsız olunca HZ İSA ellerini acıp dua edince ALLAH tekrar yeryüzünü temizleyecek .

    YanıtlaSil

yorum için teşekkürler. Ü.Keskin